21 Enbiya Sûresi

Mekke’de inmiştir; 112 ayettir.
Bu sûrede birçok peygamberin (enbiya) durumu açıklandığından bu adı almıştır. İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Kim bu sûreyi severek okursa, nimetlerle dolu olan cennetlerde peygamberle beraber olur ve dünyada da halkın gözünde görkemli birisi olur.” (bk. Cevamiu’l-Cami Tefsiri.) Bu sure bir kağıt üzerine yazılıp uykusu bölünen, endişe, düşünce, korku veya hastalıktan dolayı uykusuzluk çeken kimsenin yastığına konulursa rahatça uyur. Uykusu bölünmez, uykusu da kaçmaz.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

  1. Yaklaştı insanlara hesapları! Ve onlar hâlâ gaflet içinde yüz çevirip durmadalar.
  2. Rablerinden kendilerine ulaşan, söze bürünmüş her yeni öğüt ve hatırlatmayı ancak eğlenerek dinliyorlar.
  3. Kalpleri hep oyun ve oyalanmada. O zulüm sergileyenler, şu yolda bir fısıldaşmayı iyice koyulaştırdılar: “Bu adam, sizin gibi bir insandan başkası değil. Gözünüz baka baka büyüye mi gidiyorsunuz!”
  4. Dedi: “Rabbim, gökteki sözü de yerdeki sözü de bilir. O, herşeyi duyan, her şeyi bilendir!”
  5. Şöyle de dediler: “Saçma sapan rüyalar bunlar! Belki de uydurduğu bir yalandır. Belki de bir şairdir o. Hadi bir ayet getirsin bize, öncekilere gönderildiği gibi…”
  6. Onlardan önce yere batırdığımız hiçbir yurt ve uygarlık iman etmemiştir. Onlar mı iman edecekler!…
  7. Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz erler gönderdik. Hadi, sorun Kur’an ehline, eğer bilmiyorsanız…
  8. Biz onları yemek yemez bir ceset olarak yaratmadık. Onlar sonsuza dek kalıcı da değillerdi.
  9. Sonra onlara verilen söze sadık kaldık da onları ve dilediklerimizi kurtardık. Ve israfa saplanıp haddi aşanları helâk ettik.
  10. Yemin olsun, size bir Kitap gönderdik ki, öğüt ve uyarınız yalnız ondadır. Hâlâ aklınızı çalıştırmayacak mısınız?
  11. Zulmetmiş nice medeniyeti biz kırıp geçirdik ve arkalarından başka bir topluluk oluşturduk.
  12. Şiddetimizi hissettiklerinde hiç vakit geçirmeksizin oradan dört nala kaçıyorlardı.
  13. Kaçmayın, içinde servet şımarıklığına düştüğünüz yere, meskenlerinize dönün ki, hesaba çekilebilesiniz.
  14. Dediler: “Eyvah bize! Biz gerçekten zalimlermişiz.”
  15. Bu davaları sürüp giderken biz onları kökten biçiverdik, sönüp silindiler.
  16. Biz, gökleri de yeri de bunlar arasındakileri de eğlenip eğlendirelim diye yaratmadık.
  17. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik onu kendi katımızdan edinirdik. Ama böyle yapanlar değildik.
  18. Hayır, biz hakkı, bâtılın üzerine fırlatırız da o, onun beynini parçalar. Bir de bakarsın o yok olup gitmiştir. Yakıştırdığınız niteliklerden ötürü yazıklar olsun size!
      İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: Mutlaka hak her insanın kalbini çalar; ister kabul etsin, ister kabul etmesin. Nitekim Allah şöyle buyurur: “Oysa biz hakkı batıla çarparız da hak, batılı ezer. Bir de bakarsın ki, o yok olup gitmiştir.” (bk. es-Safî ve el-Mehasin.)
  19. Göklerde ve yerde kim varsa O’na aittir. Ve O’nun katındakiler, O’na ibadet etmekten ne çekinirler ne de yorulurlar.
  20. Gece ve gündüz tespih ederler, bıkıp usanmazlar.
  21. Yoksa yerden bazı ilahlar edindiler de topraktan çıkarıp diriltme işini onlar mı yapacak?
  22. Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar olsaydı, o ikisi de mutlaka fesada uğrardı. Arşın Rabbi o Allah, onların nitelendirmelerinden yücedir, uzaktır.
  23. O, yaptığından hesaba çekilmez ama onlar hesaba çekilirler.
  24. Yoksa O’nun dışında bazı ilahlar mı edindiler? De ki: “Susturucu delilinizi getirin! Benimle beraber olanların da benden öncekilerin de Zikir’i budur. Ne yazık ki onların çokları hakkı bilmezler; bu yüzden de yüz çevirirler.”
  25. Senden önce hiçbir resul göndermedik ki ona şöyle vahyetmiş olmayalım: “Gerçek şu: İlah yok benden başka, artık bana kulluk edin.”
  26. “Rahman çocuk edindi” dediler. Hâşâ, bundan arınmıştır O! Onlar, lütuflandırılmış kullardır.
  27. Onlar O’nun sözünün önüne geçmezler; onlar yalnız O’nun emriyle iş yaparlar.
  28. O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O’nun hoşnutluk verdiklerinden başkasına da şefaat etmezler. Ve onlar O’nun korkusundan titrerler.
      İmam Musa Kâzım (a.s) ataları vasıtasıyla Resulullah (s.a.a)’in şöyle dediğini nakletmiştir: Benim şefaatım ümmetimden büyük günah işleyenler içindir. İyi olanlar için zaten bir sorun yoktur. Orada bulunanlar dediler ki: Ey Resulullah’ın evladı! Nasıl büyük günah işleyenlere şefaat edilir, oysa Allah “O’nun hoşnut olmadığı bir kimse hakkında şefaat etmezler.” diye buyurmaktadır? Büyük günah işleyen birisi ise hoşnut olunan biri olmaz… İmam şöyle dedi: Mümin olan birisi günah işlediğinde, bu işi ona kötü gelir ve yaptığı işten pişman olur. (Bu yüzden şefaati hakkeder) (bk. es-Safî, etTevhid’den naklen.)
  29. İçlerinden her kim, “Ben O’nun alt mertebesinden bir ilahım!” derse böylesini cehennemle cezalandırırız. Zalimleri işte böyle cezalandırırız biz.
  30. O küfre sapanlar görmediler mi ki gökler ve yer bitişik idi, biz onları ayırdık. Her canlı şeyi sudan oluşturduk. Hâlâ iman etmeyecekler mi?
  31. Yerküreye, onları çalkalamasın diye bir takım dağlar diktik. Ve orada geniş geniş yollar açtık ki, doğru gidebilsinler.
  32. Göğü, korunmuş bir tavan yaptık. Ama onlar göğün ayetlerinden hâlâ yüz çeviriyorlar.
  33. O odur ki, geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yarattı. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
  34. Senden önce hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ölümsüz mü olacaklar?”
  35. Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.
  36. O küfredenler seni gördüklerinde, seni şu şekilde alaya almaktan başka birşey yapmazlar: “İlahlarınızı diline dolayan bu mu?” Ama Rahman’ın Kur’an’ı bizzat onlar örtüp inkâr ediyorlar.
  37. İnsan, aceleden yaratılmıştır. Ayetlerimi size göstereceğim. Benden acele istemeyin!
  38. Diyorlar ki: “Eğer doğru sözlüler iseniz bu vaat ne zaman?”
  39. O inkâr edenler, ne yüzlerinden ne sırtlarından azabı uzak tutamayacakları ve hiçbir yardım da göremeyecekleri zamanı bir bilselerdi!
  40. Doğrusu şu ki, o onlara ansızın gelecek de onları şaşkınlıktan donduracak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek ne de yüzlerine bakılacak.
  41. Yemin olsun, senden önceki resullerle de alay edilmiştir. Sonunda, onlarla eğlenenleri, alay konusu yaptıkları şey kuşatıverdi.
  42. De ki: “Sizi gece ve gündüz Rahman’dan kim koruyabilir?” Hayır, hayır! Onlar, Rablerinin Kur’an’ından yüz çeviriyorlar.
  43. Yoksa onların; kendilerini bize karşı siperleyecek tanrıları mı var? Ne kendilerine yardıma güç yetirebilirler ne de bizden bir dostluğa muhatap olurlar.
  44. Gerçek şu ki, biz onları ve atalarını, ömür kendilerine uzun gelecek kadar nimetlendirdik. Hâlâ görmüyorlar mı ki, biz yerküreye geliyor, onu uçlarından eksiltiyoruz. Galip gelenler onlar mı?
  45. De ki: “Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum.” Ama sağırlar, uyarıldıklarında çağrıyı işitmezler ki!
  46. Rabbinin azabından onlara bir esinti dokunsa, yemin olsun şöyle diyecekler: “Vay bizlere, biz zalimlermişiz!”
  47. Kıyamet günü için adalet terazilerini kuracağız. Hiç kimseye zere kadar zulüm edilmeyecek. Hardal tanesi kadar birşey olsa onu ortaya getiririz. Hesapçılar olarak biz yeteriz!
      İmam Sadık (a.s)’ın bu ayet hakkında: “Adalet terazileri peygamberler ve vasilerdir…” dediği ve diğer bir rivayette de, “Biz, adalet terazileriyiz.” diye buyurduğu nakledilmiştir. (bk. es-Safî, el-Kâfî ve el-Meanî’den naklen. Ayrıca bk. A’raf: 8.) Buna göre insanların amellerinin doğruluğunda ölçü peygamberler ve onların vasilerinin davranışlarıdır. Onların amel ve davranışlarıyla uyum içinde olan ameller kabul edilir, onların amel ve davranışlarına ters düşen işler reddedilir. Bu temel üzere, Peygamber’in (s.a.a) en güzel örnek oluşunun ve sahih hadislerde açıklandığı üzere İmam Ali’nin (a.s) hakkın ölçüsü olduğunun, Hz. Fatıma’nın hoşnutluğunun Peygamber’in ve Yüce Allah’ın hoşnutluğu ve onun gazabının Allah’ın ve Peygamber’in gazabı olduğunun anlamı onların tüm fikir, davranış ve tutumlarında masum ve ölçü oldukları gerçeği anlaşılır.
  48. Yemin olsun, biz, Mûsa’ya ve Hârun’a hak ile bâtılı ayıran, korunanlar için bir ışık ve öğüt olan furkanı verdik.
  49. O korunanlar ki, hiç görmeden Rablerinden korkarlar. Kıyamet saatinden de ürperirler onlar.
  50. Bu, bereketli bir Zikir’dir ki, onu indirdik. Yoksa siz onu inkâr mı ediyorsunuz?
  51. Yemin olsun, İbrahim’e daha önceden, doğruyu bulma gücünü vermiştik. Onu bilmekteydik biz.
  52. Babasına ve toplumuna şöyle demişti: “Şu başına toplanıp durduğunuz heykeller de ne?”
  53. Dediler: “Atalarımızı onlara ibadet eder bulduk.”
  54. Dedi: “Vallahi, siz de atalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz.”
  55. Dediler: “Sen gerçeği mi getirdin yoksa oynayıp eğlenenlerden biri misin?”
  56. Dedi: “Hiç de değil! Sizin Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır. Ben de bunlara tanıklık edenlerdenim.”
  57. “Allah’a yemin ederim, sırtınızı dönüp gidişinizden sonra, putlarınıza bir oyun çevireceğim.”
  58. Sonunda onları parça parça etti. Yalnız en büyüklerini bıraktı ki, dönüp ona başvurabilsinler.
  59. Dediler: “Tanrılarımıza bunu yapan kesinlikle zalimlerdendir.”
  60. Dediler: “Onları diline dolayan bir genç duymuştuk. Kendisine ‘İbrahim’ deniyor.”
  61. Dediler: “Halkın gözleri önüne getirin onu ki, açıkça görebilsinler.”
  62. Dediler: “Tanrılarımıza bunu sen mi yaptın, ey İbrahim?”
  63. Dedi: “Hayır, ben değil. Şu büyükleri yapmıştır onu. Hadi, sorun onlara eğer konuşabiliyorlarsa!”
  64. Bunun üzerine kendi benliklerine döndüler de şöyle dediler: “Siz, zalimlerin ta kendilerisiniz.”
  65. Sonra, yine kendi kafalarına döndürüldüler: “Vallahi, sen de bilirsin ki, bunlar konuşamazlar.”
  66. İbrahim dedi: “Siz, Allah’ın berisinden, size hiçbir şekilde yarar sağlamayan, zarar veremeyen şeylere mi tapıyorsunuz?”
  67. “Yazıklar olsun size ve Allah’ın berisinden taptıklarınıza! Siz hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”
  68. Dediler: “Yakın bunu! Eğer birşey yapacak kişilerseniz, ilahlarınıza yardım edin.”
  69. Biz de şöyle dedik: “Ey ateş, İbrahim’e bir serinlik ol, bir selam ol!”
  70. Ona tuzak kurmak istediler de biz onları hüsranın en beterine uğrayanlar yaptık.
  71. Biz onu da Lût’u da kurtarıp içinde âlemlere bereketler sakladığımız toprağa ulaştırdık.
  72. Ona İshak’ı bağışladık, ayrıca Yakub’u da hediye ettik. Hepsini hak ve barış için çalışan insanlar yaptık.
      İmam Sadık (a.s)’ın bu ayet hakkında şöyle dediği nakledilmiştir: “Oğlun oğlu (torun), fazladan bir bağıştır.”
  73. Onları, bizim buyruğumuzla yol alan önderler yaptık. Onlara iyilikler yapmayı, namazı yerine getirmeyi, zekât vermeyi vahyettik. Onlar, yalnız bize kulluk ediyorlardı.
  74. Lût’a da hükümranlık ve ilim verdik. Onu, pislikler üretip duran bir kentten kurtardık. O kent halkı yoldan çıkmış kötü bir kavimdi.
  75. Onu rahmetimizin içine soktuk. O, hak ve barış için çalışanlardandı.
  76. Nûh’a gelince, o da daha önce bize yakarmıştı. Yakarışına cevap verdik de onu ve ailesini, o büyük sıkıntıdan kurtardık.
  77. Ona, ayetlerimizi yalanlayan topluluğa karşı yardım ettik. Kötülüğün toplumuydu onlar. Hepsini birden batırıp boğduk.
  78. Ve Dâvud ile Süleyman… Hani, halkın davarının yayıldığı ekinler hakkında hüküm veriyorlardı da biz hükümlerine tanıklar olmuştuk.
      İmam Cafer Sadık’tan nakledilen hadislere göre, bu ayette söz konusu edilen yargı, geceleyin birinin üzüm bağına hasar veren koyun sürüsü ile ilgilidir. O güne kadar varolan geçerli ilahî hüküm gereği Hz. Davud, koyunlardan verdikleri hasar miktarında bağ sahibine verilmesini, Hz. Süleyman ise ilahî bir ilhamla koyunun doğuracağı kuzu, yün ve süt gibi ürünlerinden bu hasarın karşılanmasına hükmetmiştir. (bk. Seyyid Haşim el-Hüseynî el-Behranî, el-Burhan Tefsiri.)
  79. Onu Süleyman’a derhal kavrattık. Her birine hükümdarlık ve bilgi verdik. Dâvud’a dağları boyun eğdirdik. Kuşlarla beraber tespih ediyorlardı. Yapmak isteyince yapanlarız biz!
  80. Ona, sizi sizin şiddetinizden koruyacak olan zırh yapma sanatını öğrettik. Peki, siz şükrediyor musunuz?
      İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Yüce Allah, Hz. Davud’a şöyle vahyetti: “Sen, beytülmalden geçimini karşılayan ve kendi el emeği ile bir iş yapmayan biri olmasaydın, ne güzel kuldun!” Bunun üzerine Hz. Davud kırk gün ağladı Böylece Allah demire, kulu Davud için yumuşamasını vahyetti…” (elBurhan Tefsiri, et-Tehzib’ten naklen.)
  81. Ve Süleyman’a kasırgayı boyun eğdirdik. İçini bereketlerle doldurduğumuz toprağa doğru onun emriyle akıp giderdi. Her şeyi bilenleriz biz!
  82. Kendisi için dalgıçlık eden, daha başka iş de yapan bazı şeytanları da onun emrine verdik. Biz onları koruyup gözetiyorduk.
  83. Ve Eyyûb… Rabbine şöyle yakarmıştı: “Dert gelip çattı bana; sen, rahmet edenlerin en merhametlisisin!”
  84. Hemen cevap verdik ona, kendisindeki derdi kaldırdık. Tarafımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir hatırlatma olarak, ona ailesini ve beraberinde, benzerlerini de verdik.
  85. İsmail, İdris, Zülkifl, hepsi sabredenlerdendi.
  86. Hepsini rahmetimize soktuk. Onlar hak ve barış için çalışanlardandı.
  87. Ve Zünnûn. Hani, kızarak gitmişti de ona asla güç uygulamayacağımızı sanmıştı. Sonra, karanlıkların bağrında şöyle yakardı: “Senden başka ilah yok, tespih ederim seni! Kuşkusuz, ben zalimlerden oldum.”
      İmam Rıza (a.s)’dan gelen rivayette, “len nakdire aleyhi” ifadesine, “onu sıkıntıya sokmayacağız” anlamı verilmiştir. Nitekim Fecir Sûresi’nde “fe kadere aleyhi rizkahu” ifadesi de, “rızkını daralttı, sıktı” anlamındadır. “Len nakdire aleyhi” ifadesine, “ona gücümüzün yetmeyeceğini sandı” şeklinde mana vermek, peygamberlerin masumluk makamıyla çelişeceği için doğru olmaz. (bk. es-Safî, Uyunu Ahbari’r-Rıza’dan naklen.)
  88. Hemen imdadına yetiştik. Gamdan kurtardık onu. İnananları işte böyle kurtarırız biz!
  89. Ve Zekeriyya. Hani, Rabbine yakarmıştı: “Rabbim, beni yapayalnız, bir başıma bırakma! Sen, Vâris olanların en hayırlısısın!”
  90. Kendisine hemen cevap vermiş. Yahya’yı ona hediye etmiş, karısını kendisi için doğurmaya elverişli hale getirmiştik. Onlar, hayırlarda yarışırlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı. Onlar, bize ürpererek saygı gösterirlerdi.
  91. Ve o, ırzını titizlikle koruyan kadın. Onun bağrına ruhumuzdan üfledik de kendisini ve oğlunu âlemler için bir mucize yaptık.
  92. İşte şu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de Rabbinimiz. O halde bana ibadet edin.
  93. İşlerini aralarında parçaladılar. Hepsi bize dönecekler.
  94. Kim inanmış olarak hayra ve barışa yönelik işlerden bir şey yaparsa, onun gayretine nankörlük edilmez. Biz böylesi lehine kâtiplik ederiz.
  95. Helâk ettiğimiz bir medeniyete yaşamak haram edilmiştir. Onlar bir daha geri dönemezler.
  96. Ye’cûc ve Me’cûc’ün önü açıldığı zaman onlar, her tepeden akın ederler.
  97. Hak olan vaat yaklaşmıştır. İnkâr edenlerin gözleri birden donup kalmıştır. “Vay başımıza! Biz bundan gafil bulunuyorduk. Hayır, biz zalimlerdik!” derler.
  98. Siz ve Allah’ın berisinden, kulluk ettikleriniz, cehennem odunusunuz. Hepiniz oraya gireceksiniz.
  99. Eğer onlar ilah olsalardı, oraya girmezlerdi. Oysaki, hepsi orada uzun süre kalacaklardır.
  100. Onlar için orada derin bir iç çekiş var. Ve onlar orada hiçbir şey işitmezler.
  101. Tarafımızdan kendilerine güzellik hazırlananlara gelince, bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır.
      İmam Muhammed Bakır (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Salih kullardan maksat, ahir zamanda ortaya çıkacak olan Mehdi’nin ashabıdır. Resulullah (s.a.a), “Eğer dünyadan yalnız bir gün bile kalsa, Allah Ehl-i Beyt’imden birini göndererek zulüm ve adaletsizlikle dolan yeryüzünü eşitlik ve adaletle dolduruncaya kadar o günü uzatır.” buyurmuştur.” bk. Mecmau’l-Beyan Tefsiri
  102. Onun uğultusunu duymazlar. Onlar, gönüllerinin istediği şeyler içinde sürekli yaşayacaklardır.
  103. O en büyük korku onları tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılarlar: “Bu size o vaat edilen gününüzdür!”
  104. Gün olur, göğü, yazı tomarlarını dürer gibi düreriz. İlk yaratılışta başladığımız gibi onu baştan yaparız. Üzerimizde bir vaat olarak biz bunu mutlaka yapacağız.
  105. Yemin olsun, zikirden sonra Zebur’da şunu yazmıştık: Yeryüzüne benim iyilik ve barış seven kullarım vâris olacaktır.
  106. Kuşkusuz, bunda, ibadet eden değer üreten bir topluluk için kesin bir tebliğ vardır.
  107. Ve biz seni ancak âlemlere bir merhamet, bir sevgi olman dışında bir şey için göndermedik.
  108. De ki: “Bana şu vahyediliyor: “Tanrınız ancak bir tek tanrıdır. Peki, siz, Allah’a teslim olanlar mısınız?”
  109. Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Hepinize aynı şekilde, aynı düzeyde açıkladım. Artık bilmiyorum, tehdit edildiğiniz şey yakın mıdır, uzak mıdır?”
  110. Kuşkusuz O, sözün açığa vurulanını da bilir; saklamakta olduklarımızı da bilir.
  111. Bilmiyorum, belki de o, sizin için bir fitnedir. Belirli bir süreye kadar bir nimetlendirmedir.
  112. Resul şöyle yakardı: “Rabbim, hak ile hükmet! Bizim Rabbimiz Rahman’dır. Sizin nitelendirmelerinize karşı yardımına başvurulandır, Müsteân’dır.”
 Pdf İndir