Allah’ın azameti hakkında…

BismillâhirRahmânirRahîm


“O’nun hükmü kesin ve hikmet esasıncadır. O’nun rızası eman ve rahmettir. İlimle hüküm
verir, hilimle affeder.

Rabbim Aldığın ve verdiğin şeylere hamd olsun. Verdiğin afiyet ve belalara hamd olsun. Seni
en güzel şekilde razı edecek, sana en sevimli gelecek, senin katında en makbul olacak
hamdla sana hamd ederim. Yarattığın şeyleri dolduracak, istediğin makama ulaşacak bir
hamd! Senden gizli kalmayacak ve katında hiçbir kusur taşımayacak bir hamdla hamd
ediyorum. Sayısı kesilmeyecek, uzunluğu bitmeyecek bir hamdla! Çünkü biz senin
azametinin künhünü hakkıyla bilemeliyiz. Ancak biz, Hayy ve Kayyum olduğunu, uyku ve
uyuklamanın seni tutmadığını biliyoruz. Sana hiç bir bakış ulaşamaz. Hiç bir göz seni idrak
edemez. Sen bütün gözleri idrak eder, bütün amelleri sayar; “perçem ve ayaklarından”(Alak:
15-16) yakalar, alırsın. Hakeza sadece senin yarattıklarından gördüğümüz, kudretinden
hayrete düştüğümüz, saltanatının büyüklüğünden niteleyebildiğimiz sıfatlarını bilebiliriz.
Bizim haberdar olmadığımız, gözlerimizin göremediği, akıllarımızın ulaşamadığı, aramıza
perde gerdiğin o gayb âlemi ise çok büyük!
Arşını nasıl diktiğini, mahlukatını nasıl yarattığını, gökleri havaya nasıl astığını, ırmakları ve
su dalgalarını yeryüzüne nasıl yaydığını öğrenebilmek için bakışlarını yönelten, fikrini
çalıştıran bir kimsenin gözleri yorulur, aklı karışır, şuuru bulanır, fikri hayrete düşer,
şaşakalır.

Birisi Allah’a ümit bağladığını iddia ediyor. Allah’ın azametine yemin olsun ki yalan
söylüyor. Ümit ediyor da niçin ümidi, ameli ile ortaya çıkmıyor? Her kim ümit ederse ümidi
amelinde ortaya çıkar. Onun ise Allah’a ümitten başka her ümidi amelinde gözükür. Allah’a
ümidi ise kusurludur. Allah korkusu hariç her korkusu yerindedir. Allah korkusu ise amellerine
yansımadığı için gerçek değildir.
Büyük şeyleri Allah’tan umar ve küçük şeyleri ise kuldan ümit eder. Ama Allah’a vermediği
(değeri) kula veriyor! Niçin kullara verilen değer şanı yüce Allah’a vermiyor? Umudunun
yalan çıkacağından mı korkuyorsun? Yoksa O’nu umuda layık mı görmüyorsun? Aynı
zamanda kullarından birinden korkarsa ona, Allah’a göstermediği saygıyı gösterir. Kullardan
korkusu peşin, Rabbinden korkusu veresiye iledir. Dünyayı büyük gören, kalbindeki yeri yüce
olan, onu Allah’a tercih eden, böylece sadece dünyaya bağlanan, dünyaya dalıp giden ve
dünyanın kulu olan Allah’ın Resulü; Dünyanın çirkinliklerine ve alçaklıklarına, dünyaya
düşkünlüğün ayıplığına ve kötülüğüne karşı sana güzel bir örnek bir ve delil olarak yeter.
Çünkü dünya etrafıyla Peygamber’den alınmış, bütün yönleriyle başkası için hazırlanmıştır.
Peygamber onun sütünden kesilmiş ve süslerinden yüz çevirmiştir.
Eğer istiyorsan, Musa Kelimullah’ın şöyle dediğini ikinci örnek olarak sunabilirim “Ya Rabbi!
Bana indireceğin iyiliklere ihtiyacım var.”(Kasas: 26) Allah’a yemin olsun ki o, yiyeceği
ekmekten başka bir şey istemedi. Çünkü yerin bitirdiklerinden yiyordu. Yediği bitkilerin
yeşilliği, zayıflığı ve sıskalığı nedeniyle karın derisinin altıdan gözüküyordu.

     Hz. Musa Firavun zulmünden çöllere kaçtığı zaman yerin bitirdikleri dışında hiç bir şey bulamayınca bir ağacın altına oturup bu duayı etti. İmam da ayeti bu şekilde tefsir etmiştir.

Eğer istersen, üçüncü olarak Zeburlar sahibi ve cennet ehlinin kârisi (okuyucusu) Davud’u
örnek gösterebilirim. Çünkü o kendi eliyle hurma liflerinden örgü örüyordu da arkadaşlarına
şöyle diyordu: “Kim bana bunu satar!” Onun satışından elde ettiği parayla arpa ekmeği
yiyordu.
İstersen İsa b. Meryem hakkında söz edeyim. O da tası yastık yapıyor, sert şeyler giyiyordu
ve katıksız kuru yiyecekler yiyordu. Azığı açlık, gece lambası ay, kışın barınağı yeryüzünün
doğusu ve batısıydı. Meyveleri ve sebzeleri, yeryüzünde canlılar için biten şeylerdi. Ne onu
fitneye düşürecek bir hanımı, ne hüzünlendirecek bir çocuğu, ne kendisini meşgul edeceği
bir malı ve ne de kendisini hor kılacak bir tamahı vardı. Bineği iki ayağı, hizmetçisi de iki
eliydi.
Öyleyse tertemiz olan Peygamberine (s.a.a) uy; çünkü onda uyacak kimse için güzel
örnekler, yaslanacak kişiye yaslanacak yerler vardır. Allah katında kullarının en sevgilisi,
nebisine uyup onun yolunu izleyen kimsedir. Dünyada ağız dolusu bir lokma yemediği gibi,
gözünün ucuyla bile bakmadı ona. Dünya ehlinin, bedeni en zayıf karnı en aç olanıydı,
dünya ona sunuldu, kabul etmedi. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ın buğzettiği şeyi
bildi de buğz etti, hor gördüğünü hor gördü ve küçük gördüğünü de küçük gördü. Hiç bir
ayıbımız olmasa bile, yalnız Allah ve Resulünün buğzettiğini sevsek, Allah ve Resulünün
küçülttüğünü büyültsek, Allah’a karşı gelmek ve Allah’ın emrinden çıkmak için yeter bize.
Peygamber yerde yemek yer, kul gibi otururdu. Ayakkabısını kendisi tamir eder,
elbisesini kendisi yamardı. Çıplak merkebe biner, birini de arkasına bindirirdi. Evinin kapısına
asılmış olan üzerinde resimler bulunan perdeyi görünce, zevcelerinden birine “Benden gizle,
baktıkça dünyayı ve süslerini hatırlıyorum” dedi. Dünyadan kalbiyle yüz çevirmiş, içinde yâd
etmeyi öldürmüştü. Güzel bir elbisesi olmasın, dünyayı sürekli bir yer bilmesin ve onda her
zaman kalma ümidini taşımasın diye, ziynetini gözünden uzak tutmayı severdi. Bu yüzden
ruhundan dışarı atmış, gönülden uzaklaştırmış, gözünden gizlemişti. Bir şeyi sevmeyen biri
işte böyledir; ne onu görmek ve ne de yanında adının anılmasını ister.
Resulullah’ın bu dünyada dostlarıyla beraber aç yaşaması ve Allah nezdindeki yüce
makamına rağmen dünya süslerini kendisinden esirgemesi bu dünyanın kötülüklerine ve
ayıplarına delalet eder. Bakan kimse aklederek baksın; Allah Muhammed”i böyle yaşamakla
alçalttı mı, yoksa ikram edip yüceltti mi? Alçalttı diyen, yüce Allah’a andolsun büyük iftira
eder, yalan söyler. İkram edip yüceltti diyen de bilsin ki Allah ondan gayrisine dünyayı
vermekle alçaltmış, dergâhına en yakın olanlardan da dünyayı uzak tutmuştur. Peygambere
uyan kişinin de onun izini takip etmesi, konduğu yere konması gerekir. Yoksa helak
olmaktan kurtulamaz. Allah Muhammed’i kıyametin yaklaştığına bir nişane; cenneti
müjdeleyen, azapla korkutan bir kimse olarak gönderdi. Dünyadan karnı boş olarak çıktı,
ahirete esenlik içinde vardı, taş üstüne taş koymadan rabbinin yolunu tuttu, davetine icabet
etti. Rabbimiz onu bize uyulacak, tabi olunacak biri olarak göndermekle ne büyük lütufta
bulunmuştur!
Allah’a andolsun, şu yünden dokunmuş gömleğimi o kadar yamattım ki artık yamayandan
utanıyorum. Birisi bana, “(Bu kadar yamadan sonra hala bunu mu giyeceksiniz.) Artık bunu atmayacak mısın” dedi. Ona “Benden uzak dur” dedim. Sabah olduğu zaman halk, gece yol alanları över.”

AhmetŞakar.Com çerez kaydetmemekte, kişisel bilgilerinizi kullanmamakta ve reklam göstermektedir.